HABERLER
İnsanlara şifa olmaya ve fayda sağlamaya çalışıyoruz.

Platin dergisi Temmuz 2015 sayısı Yönetim Kurulu Başkanımız Haluk Sancak ile soru-cevap

-Saya Grup şirketlerinden biri olan Pharmactive ne zaman, ne kadarlık bir yatırımla ve hangi vizyonla kuruldu?    

Firmamızı Aralık 2010’da, 200 milyon dolarlık bir yatırımla kurduk2018 yılına dek Türkiye’nin en büyük 5 eşdeğer ilaç firmasından biri olmak hedefiyle yola çıktık. İlerleyen dönemde, tesisimizde ürettiğimiz ilaçları önce Avrupa’ya sonra da Amerika’ya ihraç edecek, Amerika’da kendi satış ve pazarlama ekibimizi kuracağız. Ülkemizin istihdam, AR-GE ve ihracat yıldızlarından biri olmak ve global oyuncuların ligine çıkmak istiyoruz ve bu yolda emin adımlarla ilerliyoruz. Hedefimiz bu yolla bir yandan cari açığa da kendi dozumuzda bir ’ilaç’’ olabilmek.

 

-Türkiye’deki ilaç üreticileri arasında nasıl bir yer edindi?  

İlaçtaki çeyrek asra varan deneyimimiz nedeniyle olsa gerek; hızlı yol almamız beklendi bizden. Bu beklentiyi karşılayacak büyük bir tesis, güçlü bir AR-GE ve güçlü bir ekip kurduk. Henüz çok yeni bir firmayız. Biz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaya devam edeceğiz.  Zaman geçtikçe Pharmactive’in sektörde nasıl bir yer edindiği belirginleşecek. Bunu şu an bizim söylememiz gerçekçi olmaz.

 

-Hangi hastalıklara yönelik ilaçlar üretiyorsunuz?  

Özellikle Gastroenteroloji, Göğüs Hastalıları, Kardiyoloji, Nöroloji, Psikiyatri, Üroloji, Kulak Burun Boğaz, Pediatri, İç Hastalıları ve Dermatoloji branşlarını ilgilendiren hastalıklara yönelik ilaçlar üretiyoruz.

 

-Türkiye’de yerli ilaç üreticilerinin sorunları, sektör içindeki dezavantajları nelerdir?  

Yerli ilaç sektörü bir kere hammadde konusunda dışarıya bağımlı. Sektörün yerli oyuncularının ürettiği her kutu ürün için satış fiyatı sabitken, girdi maliyetleri ithal bağımlılığı nedeniyle sürekli artıyor. Bunun yanında kurumun belirlediği standart bir avro kuru var ve bu değer güncel maliyetlerimizi yansıtmıyor. Bu kar kayıpları, sektörün AR-GE yatırımlarının önüne büyük bir engel olarak çıkıyor. Dolayısıyla yeni ilaca yatırım yapamıyoruz. Bu kısır döngü içinde, yerli ilaç sektörünün oyuncuları, inovatif ilaçlara bütçe ayıramadığı için global ölçekte rekabet de edemiyor. İç pazardaki bu durum nedeniyle biz yönümüzü ihracata çevirelim diyoruz, bu kez de karşımıza bir bariyer olarak diğer ülkelerin uyguladığı referans fiyat sistemi çıkıyor. Şöyle ki; örneğin Yunanistan’da 10 avroya satılan bir ilaç, Türkiye‘de jenerik olarak ürettiğimizde yaklaşık 3 avro olarak fiyat alabilmekte.  Bu ürünü mesela Suudi Arabistan pazarına arz etmek istediğimizde, bize ‘’size ancak ülkenizde tespit edilen fiyatı öderiz’’ diyerek 3 avro fiyat veriyorlarHalbuki Yunanlı firma aynı ihracatı 10 avroluk fiyatla gerçekleştirebilme şansına sahip. Böylece satış pazarlama faaliyetlerine bütçe ayırma konusunda bizden çok daha özgür olabiliyorlar. Sonuçta bizim için bu koşullarda rekabet neredeyse imkansız hale geliyor. Devletimizin bizi ihracata teşvik ettiğini düşünürsek bu durum tam bir ironi yaratıyor. Tüm bunların yanında,  orijinatör firmalarca Türkiye pazarına yeni ürünler verilemiyor. Bu, orijinatör firmaları ilgilendiren bir konu gibi görünse de yerli ilaç sektörünü uzun vadede olumsuz etkilerÇünkü eşdeğer ilaç sektörünün büyüyebilmesi bu yeni ürünlere bağlı.  Burada da sabit kur ve referans fiyat uygulaması bizi bu kez dolaylı olarak etkiliyor. Gene bir örnekle açıklayayım; bir orijinatör firma yeni bir ürününü Rusya pazarına arz edecek olsun. Firma aynı ürünü Türkiye’de de pazara verirse, Rusya bizi referans aldığı için 20 milyar dolarlık Rusya pazarında ilacını şimdikinden çok daha düşük fiyata satmak zorunda kalacak. Firma böylece Türkiye gibi görece küçük bir pazardan vazgeçerek, büyük pazardaki karlılığını koruyor. Tüm bu anlattıklarım, içinde bulunduğumuz kısır döngünün temellerini oluşturuyor.

 

-Çalışan sayınız ve üretim kapasiteniz hakkında bilgi verir misiniz?  

Pharmactive’in merkezinde 59 çalışanımız görev yapıyor. Üretim tesisimizde 241 kişi var. Sahadaki 396 çalışanımızla birlikte toplam 696 kişiyiz. Üretim kapasitemiz yıllık 330 milyon kutu. İkinci etap tesislerinin devreye girmesi ile bu kapasite 500 milyon kutuya ulaşmış olacakHalihazırda film tablet, effervesan tablet, toz süspansiyon, saşe, krem, pomat, jel, losyon, sprey, şurup gibi çeşitli formlarda ürünler üretmekteyiz.

 

-Pharmactive’in insan kaynakları politikaları nelerdir? 

Bir kere her şeyden önce şunu vurgulayayım, bizim dünyaya bakışımızın özünü yansıtan bir ifade var. Bu ifade ‘’önce insan’’ ifadesidir. Bu bir değer. Bu, insan kaynakları yönetim modellerimizin ve kurum kültürümüzün temelini oluşturan bir değer. Kurumumuzun sahip olduğu başka temel değerler de var. İnsan kaynakları çalışmalarını hep bu değerleri görünür kılmaya ve daha önemlisi yaşanır kılmaya yönelik yapıyoruz.

Kendisinde ışık gördüğümüz nitelikli insanları fırsat eşitliği ilkesi ile işe alıyoruzSonrasında bu insanların iş hedeflerine ulaşabilmesi için sürekli gelişim içinde olmaları ve sürekli öğrenmeleri gerekiyor. Bunun için öğrenen organizasyon kültürü yaratmaya çalışıyoruz. Bir de kariyer konusu var. Her çalışanın farklı özellikleri farklı potansiyelleri var. Bu özellikleri kullanabilecekleri, potansiyellerini açığa çıkarabilecekleri  bir kariyer modeli oluşturuyoruz. Gene fırsat eşitliğini gözeterek önce içeriden atama prensibini benimsedik. Bir de gelişim ancak geri bildirimlerle oluyor. Bunun için de adil bir performans yönetim sistemi kurduk.

 

Aile şirketi olmanın zorluklarını nasıl aşıyorsunuz?  

Aile bireyleri, şirketi bir profesyonel gibi yönetiyorlar. Yönetimde bulunan aile bireylerinin tamamı çok tecrübeli. Herkesin fikrine çok önem veriyoruz. Şirketi yönetmenin açık kuralları var. Karşılıklı anlayış ve saygı ortamı olduğu için açıkçası biz aile şirketi olmamızdan doğan bir sıkıntı yaşamıyoruz. Bir aile kurulumuz var. Aile genel kurulu. Şirketlerde çalışan aile fertlerinden oluşuyor. Yönetim kurullarımız ve icra kurulumuz var. 2 ayda bir mutlaka bir araya geliyoruz. Müzakere dolu toplantılar yapılıyor. Bu süreçte herkesin söz hakkı var. Aile içinde köklü bir tartışma ve uzlaşma kültürümüz var. Ancak tüm bunların sonunda hem şirketlerle hem de aile ile ilgili kararlarda son sözü aile büyükleri söyler ve herkes de bu karara saygı duyar.  

 

-Halka açılma planınız var mı?  

Şirketlerimizin hiçbiri için halka açılma gibi bir gündemimiz yok. Ancak tüm şirketlerimizin altyapısını ve sistemlerini  sanki  yarın halka açılacakmış gibi şeffaf ve gelişmiş hale getirdik.  Günün birinde doğabilecek fırsatlar ve ihtiyaçlara bağlı olarak halka arzlar düşünülebilir.

 

-Önümüzdeki dönem büyüme hedefleriniz nelerdir? Hangi ülkelere öncelikli olarak hangi ürün grupları ile girmeyi planlıyorsunuz?  

Önümüzdeki üç yıl içerisinde ortalama yüzde kırk beş büyümeyi hedefliyoruz iç pazarda. İlk etapta ruhsatlandırma süreçlerinin daha kolay olduğu, hızlı giriş yapabileceğimiz  CIS, Doğu Avrupa, Balkan Ülkeleri ve Afrika’yı hedefledik. Bu strateji doğrultusunda 2016 içerisinde 7 ülkeye ihracatımızı başlatıyor olacağız. Bu ülkeler için yaptığımız pazar araştırmaları sonucu ilk etapta antiviralleri, solunum ilaçlarını, dermatolojik ve analjezik ürünleri hedefledik. Akabinde daha spesifik olan santral sinir sistemi  ve kardiyovasküler sistem  ilaçları ile ihracatımızı  çeşitlendirip  arttırmayı  planlıyoruz. Bu süreç içerisinde, bu yıl aldığımız Alman Sağlık Otoritesi (BfArM)  onayı sayesinde, 2017 yılında Almanya’ya ve oradan da  Avrupa Birliği üyesi ülkelere ihracatımızı da başlatmış olacağız.

 

-Hangi özelliklerinizle fark yaratıyorsunuz?  

Biz, çok hızlı karar alıp uygulayabilen, pozitif bir firmayız. Çok güçlü bir AR-GE’miz var ve orada ilk jenerik olabilecek yüksek sayıda ürün geliştiriyoruz. Yıllık 20 kadar...  Modern ve dev bir üretim tesisine sahibiz. Bu bize maliyet odaklı üretim yapabilme kabiliyeti veriyor.

 

-Ar-Ge ve Ür-Ge alanındaki faaliyetlerinizi anlatır mısınız?  

Gelişmiş ülkelerin mevcut durumlarına nasıl geldiğini mercek altına aldığınızda ilk göze çarpan, bu ülkelerin araştırma geliştirmeye ayırdıkları bütçenin çok büyük olmasıBu pay ne kadar büyükse, üretkenlik ve refah seviyesi o kadar yüksek oluyor. AR-GE faaliyetleri incelendiğinde karşımıza iki önemli stratejik sektöçıkıyor. Biri savunma, diğeri ilaç sanayiiHer iki sektör de ülkemiz için de son derece kritik ve stratejik öneme sahip. Devletimiz bu iki sektörün gelişimini ciddi şekilde takip ediyor. Türkiye ilaç sektöründeki AR-GE harcamalarının, global AR-GE harcamaları içerisindeki payı yaklaşık %0,05. Bu çok düşük bir oran ve Pharmactive bu oranı yukarı çekmeye başlayan  firmaların başında geliyor. Pharmactive’in AR-GE çalışmalarının temeli; gelişime, yeniliğe ve kaliteye dayanıyor.

Ülkemizde ilaç geliştirme çalışmaları maalesef beşeri kaynaktan yoksun bir şekilde ilerletilmeye gayret ediliyor. Nedeni ise araştırma geliştirme çalışmalarında görev alacak  eczacı, kimya mühendisi ve kimyager lisans-master, doktora eğitim ve derecelerine sahip yetkin araştırmacı sayısının yeterli olmamasıGeliştirme faaliyetlerine başladığımız ilk dönemde, yetkin ve tecrübeli araştırmacı insan sayısının azlığından bizler de ciddi şekilde etkilendik. Doğru istihdam ve sıkı eğitimle bunu bir problem olmaktan çıkartıyoruz. Bizce doğru, gelişime açık, yetkin beşeri kaynak başarının kendisidir. Bir de eğitim… Eğitime çok önem veriyoruz. AR-GE’ nin kurumsal bir kültür haline geldiği bu yaklaşımla, AR-GE merkezi olarak hem bilginin paylaşıldığı ve çoğaltıldığı bir ortam oluşturmuş oluyor hem de yeni kuşaklara aktarılmak üzere teknolojik bilgiyi ticarileştirerek, fikri haklar kapsamında patent başvuruları ile halka açık hale getiriyoruz.  
AR-GE departmanımız, üretim kampüsümüzde 4 kat üzerine kurulu 3,200 m2’lik ayrı binasında yürüttüğü ürün geliştirme çalışmalarında, tüm dünyaca kabul gören FDA/EMEA/ICH kılavuzlarını esas alıyor. PharmAR-GE’de, Yeni Ürün Formülasyon Geliştirme, Yeni Ürün Analitik Geliştirme, Yeni Ürün Stabilite, CMC, Biyoeşdeğerlik, Patent ve Fikri Haklar bölümlerinde lisans, yüksek lisans ve doktora derecesine sahip, konusunda uzman 64 personel bulunuyor. Ayrıca, mevcut kadromuz içerisinde, alanında uzman 6 Hint kökenli bilim insanımız da var. 
AR-GE’mizTürkiye’nin 9. ilaç AR-GE Merkezi unvanına sahip. Ekibimize ve altyapıya yaptığımız yatırımlar Türkiye standartlarının çok üzerinde. Stratejik hedeflerimizi her bir araştırmacımız çok iyi sahipleniyor ve bu yolculuğun heyecanı her bir çalışanımıza sinmiş durumda. İlk 5 yılın sonunda en büyük 5 eşdeğer firma arasında yer alabilmek ancak AR-GE ve inovasyon gücüyle olacak bir şey. Çalışmalarımızı bu bilinçle yürütüyoruz.

 

-Çevreyi korumaya yönelik aldığınız önlemler ve uygulamalar hakkında ayrıntılı bilgi verir misiniz? 

Ulusal çevre mevzuatı kapsamındaki tüm süreçlerimizi tamamlamış durumdayızAtık sularımızı Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi kriterlerine uygun olarak deşarj etmekteyiz. Tüm atık su ve emisyon ölçümlemelerini ilgili kuruluşlara belli periyotlarda yaptırıyoruz. Rapor ve sonuçlar ilgili kuruluşlar tarafından onaylanıyorÜretim odalarındaki toz konsantrasyonunun emisyon yoluyla atmosfere atılmasını engellemek amacıyla toz toplama sistemleri ve hava-toz karışımlarından tozu uzaklaştırabilmek amacıyla kullanılan Scrubber sistemleri kullanıyoruz. Diğer taraftan çevresel gürültü konusunda da yasal ölçümler yapıldı. En yakın yerleşim yerine gürültü yönünden zarar vermediğimiz onaylandı. İşletmemizde tehlikeli, geri dönüştürülebilir ve evsel atıklarımızı da kaynağında ayrı topluyoruzSonra bunları yetkili bertaraf/geri dönüşüm kuruluşlarına teslim ediyoruz. Evsel atıklar yerel yönetim birimi tarafından toplanarak düzenli depolama tesisine gönderiliyor. Pharmactive, çevre ve iş güvenliği konularında uluslararası firmalar tarafından yapılan tüm denetimlerden başarıyla geçti. Bununla beraber akredite bir kuruluş tarafından yapılan denetim sonucunda da OHSAS 18001 ve ISO 14001 Yönetim Sistemleri Sertifikalarını almaya hak kazandık. Biz bir ilaç firmasıyız. İnsanlara şifa vermek, insanlığa faydalı olmak için çalışıyoruz. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ortaya koyduğumuz uğraşlar, eğer bu dünyaya bir taraftan da zarar verecek olsa, neye yarar o fayda? Bu yüzden biz bu konuda çok çok hassasız. Bu yaklaşım, sosyal sorumluluğun da üzerinde, yalnızca eylemlerimizin sonuçları nihayetinde insanları etkileyeceği için değil; bu dünyada beraber olduğumuz dağa, taşa, kelebeğe, toprağa, suya, yaprağa, havaya duyduğumuz saygının gereği olan bir sorumluluk anlayışı gerektiriyor. 

 

-Sosyal sorumluluk alanında yürüttüğünüz projeler nelerdir?  

Pharmactive ticari faaliyetine başlayalı henüz iki yıl bile olmadı. Buna rağmen birçok sosyal sorumluluk projesine imza attık. Attık çünkü toplumumuza karşı kendimizi her zaman sorumlu hissediyoruz. Bizler bu toplumun içinde elde ettiğimiz kazanımları, bu toplumun yararına kullanmayı bir borç biliyoruz. Yarının Türkiye’sini eğitimde, sağlıkta, sosyal ve kültürel yönden bugünkünden çok daha ileride görmek istiyoruz. Kendimizi yarattığımız fayda ile sorguladığımız bir anlayışa sahibiz. Bu çerçevede örneğin uyuşturucu ile mücadeleye destek vermek için, Volkan Severcan ve ekibinin sahneye koyduğu ‘’Sersefil’’ adlı oyunun Türkiye’de 18 ilimizde halkla buluştuğu turneye sponsor olduk. Keza Omurilik Felçlileri Derneği ile işbirliği içinde, İstanbul Maratonu’na doktor ve eczacıları hazırlayarak, koştukları her km başına bir tutar belirledik ve böylece omurilik felçlilerine akülü tekerlekli sandalyeler kazandırdıkBunların dışında sanata duyulan ilgiyi arttırmak, özellikle yeni nesle sanatı sevdirmek düşüncesiyle, ünlü ‘’Ellerin Büyüsü’’ sergisini bu yıl Türkiye’ye getirdik. Dünyaca ünlü Alman plastik cerrah Hans Zilch’in ellerle ilgili sanat eserlerini  bir araya getiren koleksiyonundan oluşan bu sergiyi,  İzmir, Ankara, Antalya ve İstanbul’da sanatseverlerle buluşturduk. Yine 2015’te; bir dünyanın en kanlı savaşlarından biri olan Çanakkale Savaşları’nın 100. yılında, ‘’Bir Hürriyet Türküsü’’ fotoğraf albümüne sponsor olduk. Albümde askerlerimizin ve halkımızın kahramanlıklarıyla destanlaşan savaşa ait, bugüne kadar yayınlanmamış 200’e yakın fotoğraf, belge ve doküman var. Albümdeki her fotoğraf, 35 yıllık bir çalışma sonucunda elde edilen 8000’e yakın fotoğraf arasından seçildi ve bu albüm, bir dönemin çok değerli belgelerinin kalıcılığının garantisi oldu.

 

 

Bültene üye ol